close

  • Vatanıma, Polonya Cumhuriyeti’ne sadık olmaya
  • ESKİ DOSTLAR, YENİ LİDERLER!

  •   

    “ESKİ DOSTLAR, YENİ LİDERLER: TÜRK - POLONYA DİPLOMATİK İLİŞKİLERİNİN 600 YILI”:

     

    POLONYA CUMHURİYETİ’NİN İSTANBUL BAŞKONSOLOSU,

     

    BÜYÜKELÇİ GRZEGORZ MİCHALSKİ’NİN

     

    BEYKÖZ BELEDİYESİNCE DÜZENLENEN  BİLİMSEL TOPLANTI 

     

    (İSTANBUL- EYLÜL 2014)

    SAVAŞ ve BARIŞ:

     

    İLİŞKİLERİMİZİN KÖKLERİ BAŞLAGINCIDAN SAĞLAM:

     

    123 YIL BOYUNCA KOMŞULAR ARASINDA İŞGAL EDİLEN POLONYA:

     

    KAYBEDİLEN VATANA HASRET – KUCAĞI AÇAN İKİNCİ VATANINA SADAKT:

     

    HÜRRİYET VE EGEMENLİK - MİLLÎ BİLİNÇ, EĞİTİM DEMEKTİR – BİR ÖRNEK:

     

    BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI KÜLERİNDEN DOĞAN İKİ BAĞIMSIZ DEVLET ve BİR BABA – OĞUL HİKAYESİ

     

    POLONYA HÜRRİYETİNE VE BAĞIMSIZLIĞINA KAN DÖKÜLEN TÜRK YİĞİTLERİ:

     

    LAYIK VE SADAKAT OLMAK NE DEMEKTİR?

     

    EKONOMİK VE İKTİSADÎ VİZYONU OLANLAR

     

    SON SÖZÜM YERİNE…

     

    Beyköz Belediye Başkanı Sayın Çelikbilek’e teşekkür mektubu

     

    ++++++++


    Türk-Polonya diplomatik ilişkilerinin 600. yılı kutlama programının hazırlanması ve gerçekleştirilmesinde Beykoz Belediyesi Başkanı tarafından kurulan ve Konsolosluğumuzla sürdürülen temaslardan sonucu bugünkü toplantınıza beni davet ettiğinizden dolayı Başkana ve emek geçenlere bütün belediye mensuplarına müteşekkirim. Bu önemli oturumlarının başarıyla geçmeleri ve katılanlar için yararlı olacağı hiç şüphem de yoktur.

     

    Bu yılkı kutlamaların “Eski Dostlar, Yeni Liderler – Türk Polonya diplomatik ilişkilerinin 600 yılı” sloganı ile kutuluyoruz. Acaba bu gibi anlamlı sözleri kullanmak için hakkımız var mı – ne kadar meydan okuyucu da olsa – soru sorabilirim miyim? Bu tezi sorgulamak için bazı tarihten gelen örneklere bakıp incelemek zorundayım. Kendime verdiğim vazifemi memnuniyetle yaparım.

    * * *
    SAVAŞ ve BARIŞ: Ülkelerimizin tarihi hayret uyandıran şekilde benzerlik gösteriyor. Türkiye ve Polonya, gelişimi 16. yy’da zirve yapan devletlerdi. Komşu olarak defalarca çıkar çatışması yaşamış olsak da, özellikle 17. yy’da yaptığımız savaşlar aramızdaki karşılıklı saygıyı azaltmadı. Zikretmek istediğim de önemli unsur da var: 600 yıl boyunca savaş halinde bulunduğumuz zaman ancak ve ancak 25 yıl toplam hesapladım.  1699 yılından bu yana ülkelerimiz arasında sadece barış hüküm sürüyor, biz aynı zamanda güvenlik, demokrasi ve kalkınma alanında sıkı işbirliği yapan müttefikleriz.

    * * *

    İLİŞKİLERİMİZİN KÖKLERİ BAŞLAGINCIDAN SAĞLAM:
    1414’de Sultan Mehmet Çelebi’nin Bursa’daki sarayına Polonya kralı Władysław Jagiełło’nun iki elçisi; Grzegorz Ormianin ve Góralı Jakub Skarbek gelirler. Bu tarih itibariyle ülkelerimiz arasındaki diplomatik misyonlar düzenli olarak seyahat etmekte iken, zamanla büyükelçiler tarafından temsil edilen sabit temsilcilik düzenine geçildi.
    Bazı elçilerin göreve gelmeleri bazen çok ilginçti. Mesela 1565’te Polonya Kralına, Bursa’dan kadife almak amacıyla İstanbul’a bir elçi geldi. Kralın gönderdiği bu elçi, Padişaha müracaat etti. Maksadını anlattı. Padişah o zamanki resmi devlet kuruşlarına ve resmi yazışmalara göre Bursa kadısına yazılı emir gönderdi. Bu yazıda, Polonya Kralı için kadife ve diğer bazı malları alacak elçiye kimsenin dokunmaması, satın alacağı malın ticaret amacıyla değil, bir kral için olduğu belirtildi. Padişah, Kral için satın alınacak 4000 florinlik, kumaştan gümrük harçlık istenmemesini emretti. XVl. y.y. ortalarında, Polonya kralı, Bursa’nın ünlü kumaşlarından giyiniyordu.

    * * *

    123 YIL BOYUNCA KOMŞULAR ARASINDA İŞGAL EDİLEN POLONYA:
    Geçmişte yanı 1795 yılından Polonya'nın komşuları tarafından yutulmuş ve parçalanmış yıllarda, buna hiçbir Avrupa Devleti ses çıkartmamıştır. Bu ülkenin parçalanmasına tek itiraz sesi, Türkler'den gelmişti. Tarihler, Türk ulusunun cesaretini, insancıllığını ve mazlumlara karşı yakın ilgisini gösteren böylesine göğüs kabartıcı olaylarla doludur.
    Büyük Şair Mickiewicz gerek Paris'te, gerekse Türkiye'ye geldiğinde bunu daima tekrarlamıştır:
    “Polonya'nın, komşu düşmanlar tarafından ezilmesine hiçbir devlet ses çıkarmadığı günlerde, tek dostumuz Türkler olmuştur. Biz Türkler'i düşmanımızın önünde eğilmediği ve Polonya'nın işgalini kabul etmediği için, üstün bir millet olarak severiz.”

     

    Bu vesileyle, 19. yy’da Polonya bağımsızlığını kaybettiğinde Türkiye’nin bunu tanımayan tek devlet olduğunu şükranla anmadan geçemeyiz.
    Türk’ün, Polonya’lıların gönlündeki yeri bambaşka bir önem ve değer taşır. Polonyalı tanınmış tarih profesörü Michal Sokolnicki’nin şu sözleri bu görüşü doğrulamaktadır:
    “…Polonya’nın tarihinde işlediği iki büyük hata vardır. Biri Türk’lere karşı yaptığı Varna Savaşıdır ki, Lehistan bu savaşta ağır bir yenilgiye uğramıştı; diğeri Viyana’nın muhasarasında Türk’lerin aleyhine olarak müdahalede bulunmasıdır.”


    Yeri gelmişken, bir kez daha vurgulamak isterim ki, III.Jan Sobieski, Viyana’da Osmanlı ordusuna karşı saldırmakla, gerçekten büyük hata yapmıştır. Çünkü O’nun arka çıktığı Avusturya, daha sonra Polonya’yı istila ederek paylaşan üç devletten biri olmuştur. Oysa, Sobieski’nin desteği olmasaydı, belki de Osmanlı Ordusu Viyana’yı alacak, muhtemelen tarihin akışını da değiştirecek ve Polonya işgale maruz kalmayacaktı?...

     

     

     

    * * *


    KAYBEDİLEN VATANA HASRET – KUCAĞI AÇAN İKİNCİ VATANINA SADAKT:
     Bu dönemde birçok Polonyalının Türk devletinde göreve başladığını unutmamak  lazım, ki bunlardan bazıları Michał Czaykowski – Sadık Paşa, Konstanty Borzęcki – Mustafa Celaleddin Paşa, ressam Stanisław Chlebowski, iş adamı Henryk Groppler ve hukukçu Kont Leon Ostrorogdur. Polonya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde Kültür Ataşesi olarak görev yapmış olan Jerzy Drożdż, XIX.Yüzyılda Osmanlı Ordusunda görev yapmış olan Polonya’lılarla ilgili bir araştırma yaptı ve 115 kişiyi saptadı yani yüksek rütbeli subay, komutan, paşa ve diğer önemli rütbelere ulaşmış olan cesur Leh asıllı Padişahın askerleri. Türkiye-Polonya dostluğunun, dostluktan da öte; hatta kan bağına varan bir tarihe dayanmakta olduğu anlaşılacaktır.
    Devletlerimiz arasındaki ilişkilerde Polonezköy ’ün yeri ve önemi bir başkadır. İstanbul boğazının Anadolu yakasında Polonyalılar tarafından kurulan bu köyün sakinleri 170 yılı aşkın süredir Polonya geleneklerini muhafaza ederek Türk-Polonya dostluğunu ayakta tutmaktadır. Polonezköy’ün kuruluşu, Türkiye’nin 19. yy’da Polonyalı siyasi mülteciler için en önemli destinasyonlardan bir olmasına bağlıdır. Polonya kültürünü yurtdışında tanıtan Polonyalı milli şair Adam Mickiewicz’in (Kırım savaşı yıllarında) İstanbul’a geliş nedenlerinden biri de budur. Mickiewicz’in bu seyahati 1855’de son bulurken, Dolapdere’de hayata gözlerini yumduğu yerde günümüzde Adam Mickiewicz Müzesi bulunmaktadır.

     

    Şair'in Istanbul'da 1855 yılında koleradan ölümüş. Bir ülkü uğrunda, Türkiye'ye gelmiş bulunan şairin-bile bile ölüme giderken-başucundan ayrılmayan vefalı arkadaşı ve Türk ordusunda büyük hizmetleri bulunan Polonyalı Iskender Paşa'ya söylediği son sözler, şu oldu:


    ''İstanbul’da, koleradan öleceğimi bilmiş olsaydım, yine buraya gelirdim. Çünkü bu benim görevimdi. Ben, Fransa'da bir ilim akademisinin umumî kâtibi durmaktansa, bir Türk taburunun kâtibi olmayı tercih ederim.''
    Ölürken de belirttiği gibi, Mickiewicz'in Fransa'daki son şerefli görevi, ilim akademisi umumi katipliğiydi. Fakat Türk ordusunda bir katip olarak çalışmayı, Fransa'daki ilmi görevinin üstünde görüyordu
    .

     

     


    * * *

    HÜRRİYET VE EGEMENLİK - MİLLÎ BİLİNÇ, EĞİTİM DEMEKTİR – BİR ÖRNEK:
    asıl adı Konstantyn Borzecki olan, Mustafa Celaleddin Paşa, 1848 Polonya ihtilaline karışmıştır. Önceden Fransa, sonra da Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmıştır. Borzecki, Istanbula gelir gelmez hemen Türk Ordusunda görev almıştır. Konstantyn Borzecki, maiyetinde çalıştığı Ömer Lütfi Paşa’nın takdir ve sevgisini kazanmıştır. Daha sonra Müslüman olarak, bu Paşanın kızı ile evlenmiştir. İstanbul’da Harp Okulunda uzun yıllar harita hocalığı yapan Mustafa Celaleddin Paşa savaşlara  da katılmıştır. Mustafa Celaleddin bulunduğu bütün savaşlarda, üstün yararlıklar göstermiştir. Hayranlık uyandıran bu yiğitliği sayesinde genç yaşta paşalığa yükselmiştir. Türkiye ile ilgili olarak, 1869’da Türklerin tarihini yazmıştır  Les Turcs Anciens et Moderns adında önce Fransızca sonra da Avrupa dillerine çevrilerek önemli bir kitap yayınlanmıştır. Bu eserinde Mustafa Celaleddin Paşa, Türklerin milli bilincini uyandırmaya çalışıyordu.  Celaleddin Paşanın ölümünden 50 yıl sonra Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk onun  fikirlerini önemseyerek devam ettirmiştir. Atatürk, Mustafa Celaleddin Paşa için ‘’Bu Polonyalı gerçek altından anıta layıktır’’ diyerek onu takdir etmiştir. Oğlu, Mirliva Enver Paşa Türk Ordusunun ünlü komutanlarındandır. Mustafa Celaleddin Paşanın torunu olan Nazım Hikmet daima Polonya’yı kendisinin ikinci vatanı saymıştı.

     

    * * *


    BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI KÜLERİNDEN DOĞAN İKİ BAĞIMSIZ DEVLET
    ve BİR BABA – OĞUL HİKAYESİ:

    RAİSKİ ailesi örneği: Baba Teodor Raiski, daha 17 yaşında iken, Rus işgaline karşı başkaldıranlar arasında yer aldı. Başkaldırı başarılı olamayınca Türkiye’ye göç etti; Müslüman dinine geçti ve Türk Ordusunda görev aldı. 1877 Türk-Rus savaşında, yüzbaşı olarak görev yapan Teodor Raiski 1899’da emekliye ayrılıp, işgal altındaki Polonya’ya döndü. Aile Krakov’un Dluga ve Pedzichow caddelerinin kesiştiği köşede tuğladan yapılmış bir ev satın alarak yerleşti. Binada 1910 yılında tadilat yapılırken, çatı katına küçük ve minaresi bugün de duran bir mescit inşa edildi.


    Teodor Rainski’nin oğlu olan Ludomil Raiski çift vatandaşlığına sahipti. Çanakkale savaşından sonra Polonya’ya dönüyormuş. 1928 yılında tekrar Türkiye’ye geldi. Zamanın T.C.Hükümeti, PZL P24 muharebe uçağının önce Polonya üretimi orijinallerini, ardından da Türkiye’de üretim lisansını satın aldı. Bu lisansla Türkiye, Kayseri’deki Tayyare Fabrikasında ilk  askeri uçağını imal etti. Bugün Polonya’dan ithal edilen uçaklardan günümüze kalmış olan, tek orijinal  P24 uçağı, İstanbul Yeşilköy Havacılık Müzesi’nde sergilenmektedir. Bu uçağın aynı ölçülerdeki bir kopyası ise Ankara’daki Hava Müzesi’nde bulunmaktadır.
    Generallik rütbesine ulaşan Rudomil raiski, Ağustos 1936’dan, Mart 1939 tarihine kadar Polonya Hava Kuvvetleri Komutanı olarak görev yaptı.

     

    * * *

    POLONYA HÜRRİYETİNE VE BAĞIMSIZLIĞINA KAN DÖKÜLEN TÜRK YİĞİTLERİ:

    Türkiye ile Polonya’yı, güçlü dostluk bağlarıyla birbirine bağlayan önemli hususlardan birisi de, karşılıklı bırakılan emanetlerdir. Türk tarihinde önemli bir yeri olan Galiçya Savaşında şehit olan askerlerinizin Polonya’daki ebedi istirahatgahları, tarafınızdan Polonya’ya bırakılan emanetlerdir. Bunun gibi, çeşitli bunalım dönemlerinde Türkiye’ye sığınmış olan Polonya’lıların bugün hayatta olan torunları da Polonezköy’de, bize emanet edilen insanlardır.
    Galiçya, Polonya ve Ukrayna sınırları arasındaki bir toprak parçasıdır. 1914-1918 yılları arasında cereyan eden I.Dünya Savaşında, müttefiki Almanya ve Avusturya-Macaristan ile birlikte Rusya’ya karşı savaşan Osmanlı İmparatorluğu, çok sayıda Türk evladının, Galiçya’nın karlı dağlarında şehit olmasına neden oldu. Kafkas Dağlarında, binlerce askerimizin donarak şehit olmalarına neden olan Enver Paşa, bir nice yiğidimizin de Galiçya’da şehadet şerbeti içmelerini sağlamıştı!...


    Yediden yetmişe tüm Polonya’lıların bildiği bir söz vardır: “Türk süvarilerinin atları Vistül’den su içmedikçe Polonya istiklaline kavuşmaz!” …Bu savaş sırasında Türk süvarileri atlarını bir kez daha Vistül Nehrinden sulamışlardı. Türk atları Vistül’ün suyundan kana kana içmişlerdi. Sonunda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bu savaştan yenik çıkarak parçalanmış, Çekoslovakya ile birlikte Polonya da istiklaline kavuşmuştu. Türk atlarının Vistül’den içtikleri su bir kez daha Polonya’nın kurtulmasına vesile olmuştu.

     

    * * *

    LAYIK VE SADIK OLMAK NE DEMEKTİR?

    II. Dünya savaşı esnasında da Polonya-Türkiye dostluğu devam etti. Türkiye imkanları ölçüsünde Polonya’ya yardımcı oldu. Savaşın ilk aylarında Poloya’dan kaçan askerler ile diğer Polonyalılar önce Türkiye’ye ve buradan Batı Avrupa ülkelerine gittiler.
    Polonya Hükümetine ait hazine altını İstanbul’a getirilmiş ve buradan bütün Anadolu dolaşılıp emin bir yere ulaştırılmıştır. Bu hazinenin serbestçe taşıma imkanını Türk hükümeti sağlamıştır. Türkiye savaşa girmemişti. Faşizm tehlikesinin dışında bulunması nedeniyle Polonya kuryelerinin güvenlik içerisinde bulunduğu bir ülke idi. Polonya kuryeleri  diğer ülkelere Türkiye üzerinden gidip geliyorlardı.

    II. Dünya Savaşı sırasında Ankara’daki Polonya Büyükelçilği yoğun şekilde çalışıyordu.  Hitler Almanya’sının o tarihlerde Türkiye Büyükelçisi olan von Papen, Türk Hükümetine başvurmuş ve Ankara’daki eski Çekoslovakya Büyükelçilik ikametgâhının kendilerine ait olması gerektiğini anlatmış ve sonuçta bina Almanya’ya verilmiştir.  Von Papen gelmiş, buraya yerleşmiştir. (Çekoslovakya Devleti, II. Dünya Savaşından bir yıl önce (1938) Anschluss antlaşmasına göre Almanya’ya verilmiştir.)
                Nazi orduları 1939’da Polonya’yı işgal ederken von Papen yine sahneye çıkıyor ve halen Polonya diplomatik misyonunun bulunduğu bina ve güzel bahçenin de (Polonya Büyükelçiliği binası eski Çekoslovakya misyonunun binasının 150 metre mesafesinde bulunuyordu) tıpkı Çekoslovakya’nın olduğu gibi kendisine verilmesini talep ediyordu. Zamanın Cumhurbaşkanı Ismet Paşa, bu isteğe karşı çıkıyor ve diyor ki ‘’Bizim, Polonya ile ananevi bir dostluğumuz var. Geçmişte, Polonya’nın taksimi zamanında, Türkiye Polonya Büyükelçisinin gelişi için 150 sene beklemiştir. Şimdi çok kısa bir müddet için Polonyalı dostlarımızı kıramam ve sizin bu talebinizi Türkiye katiyen yerine getirmez...’’ Böylece II. Dünya savaşı yılları boyunca von Papen Polonya bayrağını, ikametgâhının penceresinden devamlı seyretmeye mecbur kaldı. 23 Şubat 1945 tarihinde Türkiye Nazi Almanya’sına savaş ilân ederek faşizmin karşısına çıktı. Böylece Polonya’nın müttefiki olduğunu bir daha kanıtlamıştır.

     

    I. Dünya Savaşından sonra oluşturulmuş Avrupadaki kuvvet dengesi bağımsız Polonya devletinin kurulmasını sağlamıştır. 1910 - 1922 yılları arasında yapılan kurtuluş savaşının başarı ile sonuçlanması neticesinde bağımsız Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruldu. Kurulan modern Türkiye Cumhuriyeti resmi olarak tanıyan ünlü Lozan Antlaşmasının (1923) Avrupa devletlerince imzalamamasından bir gün önce, genç Türkiye Cumhuriyetini tanıyan ilk Avrupa devleti  -Polonya Cumhuriyeti olmuş. 2013’te, Polonya-Türkiye Barış ve Dostluk Antlaşmasının 90. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde bu olay özenle anımsanmıştır. 1924 yılında – bağımsızlığına kavuştuktan 5 yıl sonra Polonya’nın o dönem hükümeti karar almıştır:  dünyada ilk büyükelçilik binasını inşaat projesi Anakara için öncelik verilmiştir.

     

    * * *

    EKONOMİK VE İKTİSADÎ VİZYONU OLANLAR
    (Lehistan sanayi ve Türkiye: İstanbul 1924 sergi * resimli mecmuadan alıntısı…)

    Sovyet Rusya’sındaki kargaşa nedeniyle Rus piyasası uzun süre içinde ürünlerimiz için kapalı olacak. Ulaşım durumu, Uzak Doğu piyasasıyla temaslarımızı da zorlaştırmaktadır. Halen batı piyasalarını bugünkü şartlarda kazandırmamız mümkün değil. Dolayısıyla, Balkanların tarımsal ülkeleri ve Yakın Doğu ülkelerinin piyasalarında, ekonomik imkânlar aramamıza müsaittir. Kralımız Büyük Kazimir ve Yagellon Hanedanı'nın döneminde, Polonya doğu piyasaları kazandırıp, çok güçlü Venedik tüccarlarıyla başarılı ekonomik savaşlar gütmüştü. 16. yy.ın sonunda, Polonya ticareti gerilemeye başladı ve ancak birinci dünya savaşından önce mallarımız Yakın Doğu piyasalarında gözüktü. O zaman kalitesiz Alman mallarına rakip çıktı. Yakın Doğu devletleri arasında, ürünlerimizin en büyük piyasası olan Türkiye’nin ekonomimiz için en önemli yeri var. Dostluğumuzun yüzyıllarca sürdüğünden Türkiye ile iktisadi ilişkiler bizim için çok gereklidir. Osmanlı İmparatorluğu, Polonya’nın işgalini asla kabûl etmedi. Polonya halkının kara günlerini yaşadığı zaman kendi çıkarlarını korumadan milletimize karşı samimi dostluk duygularını ifade ederdi. Batı ülkeleri, Almanya ve Avusturya ile siyasi ve ekonomik ilişkiler Türkiye’yi hüsrana uğratmış, dolayısıyla Polonya-Türkiye yakınlaşma fikirlerine Türkiye’de sıcak bakılmaktadır.
    Türk tarafının, Polonya sanayi sergisinin İstanbul’da düzenlenmesini teklif etmesi üzerine Varşova’da, Sanayi ve Ticaret ile Dışişleri Bakanları tarafından desteklenen Sergi Organizasyon Komitesi kurulmuştur.
    İcra komitesi çok etkin ve hızlı çalışarak, Türk hükümetinin desteğiyle, Tophane’de, Boğaz’a bakan, yüzölçümü 35.000 metre kare olan çok güzel arazi almayı başardı. Bu arazide sergi pavyonları inşa edildi. Serginin düzenlendiği alanın 10.000 metre karesi çatı altındadır. Sergi alanında, Polonya sanayisini anlatacak filmlerin gösterileceği sinema salonu öngörülmüştür. Tüm sergi pavyonları Polonya mimari üslubuna uygun olarak projelendirilmiş, iç dekor ise ünlü Polonyalı ressam Karol Frycz tarafından hazırlanmıştır. Polonya pavyonları dışında, Türkiye’de üretilen hammaddelerin sergileneceği pavyon da kuruldu. Türk işadamlarının sergiye katıldıkları için söz konusu sergi (birkaç ufak zirai sergiler dışında) ilk Türk sanayi sergisi de sayılabilir.

     

    İstanbul’da açılacak serginin hem Polonya’da hem Türkiye’de uyandırdığı ilginin büyük olduğundan, başarılı bir teşebbüs olacağı tahmin edilebilir. Eğer sergiden sonra somut sonuçlar hemen görünmezse de, serginin düzenlendiği olgusu, Polonya’nın Yakın Doğudaki itibarını artıracak ve Polonya ve Türkiye'nin yakınlaşmasını ve birbirini tanımasını kolaylaştıracaktır

     

    SON SÖZÜM YERİNE…
    Polonya ve Türk üst düzey kurumların ekonomi, bilim ve sanat alanlarında yaptığı işbirliği sayesinde Polonya’nın son yıllarda Avrupa’nın en önemli politika, ekonomi ve kültür unsurlarından biri ve cazip bir partner olarak kendini Türkiye’de tanıtma imkanından istifade ediyor olmasından gururluyum.

    Son 25 yılda, Polonya’da transformasyon sürecinin başarıyla tamamlanması sayesinde Polonya-Türkiye ilişkileri olağanüstü ivme kazandı. Günümüzün iletişim araçları, seyahat özgürlüğü ve sosyal aktiviteler ülkelerimiz arasındaki sembolik mesafenin daha da küçülmesine sebep oldu. Bu süre içerisinde devletlerimiz ve halklarımız arasındaki bağların kamu ve kültür diplomasisi alanındaki faaliyetler aracılığıyla geliştirilmesi, Polonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu ve Ankara Büyükelçiliğinin görevi oldu. Bağların sanatla güçlendirilmesi, klasik müzik ve caz müziği, plastik sanatlar ve film alanında yaptığımız etkinliklerle ifade buldu ve buluyor.

     

    2011 yılında dönem Cumhurbaşkanı Sayın Abullah Gül’ün Varşova’da yaptığı resmi ziyareti sırasında konuşmasında şunu zikretmiştir:  ‘Türkiye’nin geleceği, ortak tarihsel geçmişimizin var olduğu ve derinleştirilmiş stratejik ortaklığa sahip olduğumuz evimiz olan Avrupa’dadır.  Türkiye’nin Avrupa’nın bir parçası olduğunu, birbirlerinden bağımsız olarak ele alınamayacaklarını ve bu bağlamda Avrupa ailesine katılmaması için herhangi bir sebep bulunmadığını belirtti’.

     

    +++
    Sayın Yücel Çelikbilek
    Beykoz Belediye Başkanı
    İstanbul

     

    Türkiye ile Polonya arasındaki diplomatik ilişkilerin 600. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde Beykoz Belediye Başkanlığı’nın girişimleri ve uğraşıları ile düzenlenen etkinlikler dolayısıyla şahsınıza ve tüm Beykoz Belediyesi çalışanlarına Polonya Başkonsolosluğu olarak tebrik ve teşekkürlerimizi sunmaktayız.
    İlçeniz hudutları içerisinde yer alan Polonezköy’de 170 yılı aşkın süredir beraberlik ve dostluk içinde devam eden yaşam, özellikle bugünlerde dünyada yaşanan karmaşa ve şiddet dolu ortamda dünyaya örnek olabilecek niteliktedir. Bu beraberliğin korunması ve özellikle kültürel alanda devam edip geliştirilmesi için azami destek ve çaba sarf etmeye her zaman hazırız. Ayrıca her iki ülke toplumlarının yakınlaştırılması, tarih bilgilerinin derinleştirilmesi ve toplumlarının yakınlaştırılması, tarih bilgilerinin derinleştirilmesi ve toplumlarımız arasında farklılıklardan ziyade ne kadar çok benzerliklerin olduğu bilincinin derinleştirilmesi için Polonya Başkonsolosluğu ile Beykoz Belediyesi arasında fikir alışverişinde bulunma ve yeni projeler gerçekleştirme hususlarında çalışma arzusunda olduğumuzu da ifade etmek isteriz.
    Bu vesile ile Türkiye – Polonya arasındaki samimiyetin ve dostluğun her zaman devam etmesini temenni ederek Şahsınıza ve Beykoz Belediye Başkanlığı ile tüm Beykoz halkına başarılar ve esenlikler dilemekteyiz.
    Beykoz Belediyesi’yle kurduğumuz işbirliği sürdürmek amacıyla, mümkün olduğu kadar devamlı bir şekilde gelecek etkinliklerin üzerinde birlikte çalışıp bu dostluğumuzu katileştirmek isteriz ve öyle bir fırsatı dört gözle bekleriz.

     

    Saygılarımla,


    Grzegorz Michalski
    Büyükelçi
    Polonya Cumhuriyeti’nin İstanbul Başkonsolosu              

     

    Print Print Share: